Serkan Tatar  Avukat Aşkın Yaşar Topuzoğlu ile Çocuk İstismarını Konuştu

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Aşkın Yaşar Topuzoğlu konuğumuz.

ST: Nasılsınız? Türk hukuk sisteminde çocuk nasıl tanımlanmıştır? Çocuğun korunmasına ilişkin yasal düzenlemeler nelerdir?

AT: Merhaba. Teşekkür ederim. Dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu küresel salgın da en fazla etkilenen kesimin gene çocuklar olduğunu belirtmek isterim. Bir kere daha çocukların korunmasına dair bütünlüklü politikaların olmayışının olumsuz etkilerini yaşıyoruz.

Ülkemiz de çocukların korunmasına dair yasal düzenlemeler tek bir başlık altında toplanmamıştır. Her yasada çocukla ilgili yasal düzenlemeler yer almaktadır. Başta Anayasa olmak üzere, Türk Medeni Kanunu, Ceza Kanunu, Usul Yasaları, İş Kanunu, Basın Kanunu, Sosyal Hizmetler Yasası, Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ile ilgili 6247 sayılı Yasa, Çocuk Koruma Kanunu gibi devam etmekte. Hatta kamu oyunda da yer alan, haber olan bazı olaylardan da gördük. İcra İflas Kanunun da bile çocuklarla ilgili yasal düzenleme vardır. Menkul mal teslimine dair başlık içinde çocuk teslimine dair düzenleme. Birçok uluslararası sözleşmeye taraf olmamıza rağmen bu maddenin bu şekilde İcra İflas yasasında yer alışı çocuğun korunması ve çocuğa dair çocuk merkezli bakışın henüz aile, toplum ve devlette tam oluşmadığını göstermektedir.

Çocuk tanımı ise: Türkiye’nin taraf olduğu ve Anayasa ‘nın 90. Maddesine göre usulüne göre imzalamış ve onaylamış olduğu B.M Çocuk Haklarına dair sözleşmeye göre ’18 yaşına kadar her kişi çocuktur. Bu sözleşme bizim için artık iç hukuk normu haline gelmiştir. Anayasa’nın 90.maddesine göre temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşmeler iç hukuk normu haline gelir, iç hukuk ile sözleşme hükümleri arasında çelişki olur ise, öncelikli olan sözleşme hükümleridir. Sözleşme hükümlerinin Anayasa’ya aykırılı dahi iddia edilemez.

B.M Çocuk Hakları Sözleşmesinin temel ilkelerini esas alarak 2005 yılında yürürlüğe giren ÇOCUK KORUMA KANUNUNDA ÇOCUK, DAHA ERKEN YAŞTA ERGİN OLSA BİLE , 18 YAŞINI DOLDURMAMIŞ KİŞİLER olarak tanımlanmıştır. Bu düzenleme de daha erken yaşta ergin olma durumuna açıklık getirmemiz gerekecek. Türk Medeni Kanununda, kişi evlilikle ergin kılınır. M.K ‘nun 124. Maddesi erkek kadın 17 yaşını bitirmedikçe evlenemezler şeklindedir. Bu ciddi bir çelişkidir. Çocuk Koruma Kanunundaki düzenleme, M,K ve B.M Çocuk Hakları Sözleşmesi arasında. Biz 18 yaşını bitirene kadar her birey çocuktur diyoruz. Medeni Kanununda evlilik yaşı 17 diyoruz. Çocuklar evlenebilirler. Mahkeme kararı veya ailesinin izni ile 17 yaşını bitirmiş kız ve erkek çocuk evlenebiliyor. Medeni Kanundaki bu düzenlemenin, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerin temel ilkeleri doğrultusunda derhal kaldırılması gerekir bize göre.

ST: Uluslararası sözleşmelerden çocuklarla ilgili en önemlileri hangileridir? Bu uluslararası sözleşmeler bizim ülkemizde de çocuklarımız için uygulanıyor mu?

AT: Uluslararası sözleşmelerden çocuklar açısından çok önem taşıyan, bu güne kadar çocuklar için düzenlenmiş en eksiksiz belge olarak kabul edilen ve tüm dünya çocuklarının insan hakları yasası olarak kabul edilen Birleşmiş Milletler çocuk Haklarına dair Sözleşmedir. Bu sözleşmeyi Türkiye 1989 yılında imzalamış, 1995 yılında da usulüne uygun onaylandıktan sonra resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ayrıca bu sözleşmeye ek ihtiyari bir protokol olan Çocuk Satışı, fuhuşu ve pornografisinin önlenmesine dair ek protokolü de Türkiye 2oo2 yılında imzalamış ve onaylamıştır. Çocuk Haklarının uygulanmasına dair Avrupa Konseyi sözleşmesini de Türkiye 2002 yılında imzalamış ve onaylamıştır. Bu sözleşme Hükümlerini Boşanma, nafaka, babalık davası ,kişisel ilişki kurulması, ayrılık davalarında uygulayacağını taahhüt etmiştir. Bu sözleşme de çocukların özel hukuk ta kendilerini ilgilendiren davalarda haklarını güvence altına almaktadır. Çocuğun bilgilendirme, kendini ifade edebilme, kendisi ile ilgili davalara katılabilen, anne-baba çocuk arasında çıkar çatışması söz konusu olduğunda çocuğa bağımsız bir temsilci tayin edilebilmesi gibi temel ilkeleri düzenlemektedir.

Bir diğer sözleşmede İstanbul Sözleşmesi. Bu sözleşmede de şiddet mağduru ve şiddete tanık olmuş çocukların korunmasına dair düzenlemeler yer almaktadır.

Türkiye’nin en son imzaladığı ve önemli sözleşmelerden biride Lanzorati Sözleşmesidir. Sözleşme diğer bir adı ile Çocuklarda Cinsel istismarın Önlenmesi ve Korunmasıdır. Bu sözleşme çocukların cinsel istismara uğramamaları için koruyucu ve önleyici müdahale biçimlerini düzenlemekte. Yani olay olduktan sonra faili cezalandırmak, çocuğu cinsel istismardan korumamaktadır. Önemli olan cinsel istismarın önlenmesidir. Bu anlayışla aile toplum ve devlete düşen yükümlülükler açıkça ve ayrıntılı belirtilmiştir. Disiplinler arası işbirliği, eğitim, adalete erişimin kolaylaştırılmasının önemi vurgulanmıştır.

Bahsettiğimiz uluslar arası sözleşmelerin hepsinde beş temel ilke doğrultusunda düzenlemeler oluşmuştur.

Bu temel ilkelerden birincisi: 18 yaşına kadar herkes çocuktur. İkincisi. Çocuğun üstün yararı. Yasama, yürütme yargı organları yapacakları her işlemde alınacak her kararda çocuğun yararına öncelik vereceklerdir. Üçüncüsü ise: ayrımcılığın önlenmesi ilkesidir. Tüm çocuklar sözleşmelerdeki haklardan hiçbir ayrımcılığa tabi olmaksızın eşit olarak yararlanacaklardır.

Dördüncü ilke: Çocuğun katılım hakkı/kendini ifade edebilmesi ilkesidir. Yaşı ve gelişimi ile orantılı olarak çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerini bildirme hakları.

Beşinci ilke ise: Çocukların aileleri yanında yaşamaları esastır, aileler ekonomik, sosyal ,veya sağlık nedenleri ile görevlerini yerine getiremiyor çocuklarına bakamıyor veya istismar ediyorlarsa devlet gerekli desteği verir, buna rağmen aile çocuğu korumuyor istismar ediyorsa devlet çocuğu kendi koruması altına alır. Örnek olarak. Aile çocuğu küçük yaşta çalıştırıyor ve okula göndermiyorsa ve buna sebep olarak ekonomik yetersizlikleri gösteriyor ise, devlet aileye ekonomik desteği sağlar, ama aile gene çocuğu çalıştırmaya devam ederse o zaman devlet çocuğu koruma altına alır. Bizde ki uygulama da budur.

Sözleşme hükümleri parça parça yasalarımıza yansımıştır. Nasıl derseniz mesela ilk defa Çocukların Cinsel İstismarı Ceza Kanununda yer almıştır. Cinsel istismar faillerinin tutuklanması katalog suçlar olarak Ceza Muhakemesi Kanununda yer almıştır. Mağdur ve suça sürüklenen çocuklara zorunlu hukuki destek sağlanması ücretsiz olarak. Gene Aile Mahkemelerinin çocukların özellikle cinsel İstismar mağdurlarının dinlenmesinde en son şekli ile Çocuk İzlem Merkezleri kurulmuştur.

İsterseniz Çocuk İzlem merkezlerine ayrıca değinelim. Sözleşmelerin başkaca yansımaları zorunlu hukuki destek mağdur çocuklar için, bir kere, ses ve görüntü kaydı alınarak ve uzman eşliğinde dinlenmeleri gibi. Ama görüldüğü üzere dağınık bir şekilde yansıdı sözleşmeler iç hukukumuza bütünlüklü bir anlayış, bakış ve düzenleme gerekli. Hem hak talep eden açısından hem de yasa uygulayıcıları açısından.

ST: Çocuk ve istismar kelimelerinin yan yana dahi kullanılması kabul edilemez olsa da maalesef bu tarz durumlar dünyada ve ülkemizde yaşanıyor. Çocuk istismarının kanunda ki tanımı nedir?

AT: Çocuk İstismarını önce Dünya Sağlık Örgütü nasıl tanımlamış bakalım. 1985 yılında yapmış olduğu bir tanıma göre; Çocuğun sağlığını, fizik ve psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen bir yetişkin, toplum veya devlet tarafından bilerek yada bilmeyerek yapılan davranışlar ‘Çocuk İstismarı’ olarak tanımlanır. İstismarın fiziksel, cinsel, ekonomik istismar ve ihmal olmak üzere çeşitleri vardır. Yasalarımıza göre çocuk istismarı suçtur.

Çocuk Koruma Kanunun da istismar edilen çocuklar ‘Korunma gereksinimi olan çocuklar olarak tanımlanmışlardır.

Çocuk Koruma Kanunun da ‘Korunma gereksinimi olan Çocuk Tanımını çok geniş bir çerçeve de : Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile şahsi güvenliği tehlikede olan istismar ve ihmal edilen ve bir suçun mağduru olan çocuklar olarak tanımlanmıştır.

ST: İstismar mağduru bir çocuğun varlığından haberdar olan veya çocuklara karşı suç işlendiğini gören bir kişi nereye ve nasıl başvuruda bulunabilir? Diğer bir ifade ile hukukumuzda böyle bir bildirim yükümlülüğüne ilişkin düzenleme var mıdır?

AT: İstismar mağduru olan veya çocuğa karşı suç işlendiğini öğrenen herkes TCK’ nun 278.maddesine göre bu durumu en yakın karakola, savcılığa, telefon ile mobil polis ekiplerine bildirmek zorundadır. İşlenmekte olan veya işlenmiş olsa bile sonuçları devam eden suçun işlendiğini öğrenen kişi bunu bildirmezse 1 yıl, mağdur on beş yaşından küçükse ceza yarı oranında artmaktadır.

TCK.M 279 Kamu görevlileri de yani doktor, eğitimci, sosyal görevli bir çocuğa karşı suç işlendiğini görevleri sebebi ile öğrenmeleri hakinde ilgili makamlara bildirmemeleri 6 aydan iki yıla kadar hapis cezasını hükmedilir)

TCK m.280 Sağlık görevlileri de, görevlerini yerine getirirken bir suçun işlendiğine dair bir belirti ile karşılaşmaları halinde ilgili makamlara bildirmezler ise müeyyidesi 1 yıl hapis cezası.) Sağlık görevlisi tanımına doktor, diş hekimi, eczacı, ebe, hemşire, ve diğer sağlık görevlileri dahildir.

İstismar çının cezalandırılması için TCK ya göre bu bildirimlerin yapılması zorunlu olmakla, ayrıca istismara mağduru çocuğun korunması için Çocuk Koruma Kanununa göre:

Adli ve İdari makamlar

Kolluk Görevlileri

Eğitim Kurumları, Sağlık Kurumları ve Sivil Toplum Kuruluşları istismar mağduru çocuğun durumunu Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Kurumuna BİLDİRMEK ZORUNDADIRLAR. Çocuğun bir an öne korumaya alınarak hakkında kloruma tedbirlerinin uygulanabilmesi için.

Sonuç olarak bir çocuğun istismar edildiğini öğrenen bir kişi, karakola, savcılığa, aile çalışma ve sosyal hizmetlere, baroya, yazılı bir dilekçe veya telefon ile başvurabilirler Alo 155, Alo 183 gibi.

ST: Çocukların istismardan korunması için yasal toplumsal bireysel olarak yapılması gerekenler neler olmalı?

AT: Çocukların istismardan korunabilmesi için öncelikle çocuk haklarının tanınması ve hak ihlallerinin önlenebilmesi için toplumun tüm kesiminin, çocuk hakları konusunda eğitimli olmaları, çocuk hakları kültürünün oluşması, devletin bütünlüklü bir politikasının varlığı gerekmektedir. Çocuk hakları eğitiminin bir insan hakkı olduğuna inanıyorum. Hakları kullanabilmeleri ve hayata geçirebilmeleri için şart.

Sonrasında uluslararası sözleşmelerin temel ilkeleri doğrultusunda çocukların kendilerini ifade edebilmeleri, haklarını davranış ve yaşam biçimine dönüştürebilmeleri için tüm alt yapı kurum ve kuruluşlarının oluşturulması gerekli. Öncelikle çocukların adalete erişimi kolaylaştırılmalıdır.

ST: İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?

AT: İstanbul Barosu çocuk hakları merkezi Türkiye’nin çocuk hakları sözleşmesini imzalaması ve Türkiye’de çocuk Mahkemelerinin kurulması ile 1988 -1989 yılları arasında çocuk komisyonu olarak kuruldu. Kurucularındanım, sonra çocuk hakları alanında yapılması gereken çok fazla çalışma olduğunu görmemiz ve üye sayımızın da artması ile ilerleyen yıllarda çalışmamızı merkeze dönüşerek sürdürdük. Yeni bir yapılanma ile merkezimiz çocuk haklarının tanınması bilinmesi, korunması, hayata geçirilmesi ve hak ihlallerinin önlenmesinde çalışmalar yürütmektedir. Öncelikle çocuk adalet sisteminde görev alacak arkadaşlarımızın çocuklara etkin ve yaralı hukuki destek verebilmeleri hususunda ilk önce eğitime kendi aramızda başlıyoruz. Çocuk hakları, çocuk gelişimi, çocukla ilgili yasalar, iletişim teknikleri, uygulamalı çalışmalar olmak üzere teorik ve pratik eğitimler.

Okullarda çocuklara ve eğitimcilere, ailelere çocuk hakları eğitimi. Kitap, dergi, broşür yayınlarımız var. Ulusal ve uluslararası alanda hak ihlallerini izliyoruz. Çocuk istismarı ile ilgili davalara Türkiye’de müdahale talebinde bulunuyoruz ,davayı müdahil olarak veya gözlemci olarak takip ediyoruz. Topluma açık konferans, panel, seminerler düzenliyoruz veya düzenlenenlere aktif katılıyoruz. Tüm bunları gerçekleştirebilmemiz için de üyelerimizle aramızda eğitim ve değerlendirme toplantıları yapıyoruz periyodik olarak. Çocuk hapishanelerinde çalışma yapan bir grubumuz var. Onlar her hafta çocuklarla yüz yüze görüşüyorlar haklarını öğrenmeleri , talepleri , ve diğer onlarla ilgili konularda bilgilendiriyorlar. Talepleri konusunda destek oluyorlar. Bu yıl hariç ,her yıl çocuk hapishanelerinde plastik sanatlar derneği üyesi sanatçı ressam arkadaşlarla yağlı boya resim çalışması yapılıyor ve çocukların toplumsal yaşama katılımları sağlanıyor. Resimleri İstanbul Barosu ve Çağlayan adliyesinde sergileniyor. Çocukların topluma üretken ve yapıcı bireyler olarak yeniden katılabilmeleri, kendilerine ve diğer insanlara saygılı olabilmeleri ve toplumda yapıcı rol üstlenmeleri konusunda bu çalışma çok etkili oluyor. Resimler inanılmaz güzel onların iç dünyalarını keşfedebilir uzmanlar. Ve uzmanlara da yol gösterici olabilmekte çocukları tanıyabilmeleri konusunda çocuk hapishanelerinde.

Çalışmalarımızı etkin ve aksatmadan yürütebilmek için birbiri ile de daima iletişimde olan çalışma gruplarımız var. Çalışan çocuklar, Hapishanedeki çocuklar, Mevzuat ve araştırma grubu, Uluslararası belgeler Çeviri grubu, konferans, toplantı panel grubu, okullarda eğitim grubu gibi.

ST: Daha önce verdiğiniz bir röportajınızda TÜRKİYE TARAF OLDUĞU ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİNE UYMAK İLE HÜKÜMLÜ OLDUĞUNU HATIRLATMAK GEREKLİ şeklinde bir açıklamanız var bunu biraz açıklar mısınız bizlere?

AT: Bir ülke bir sözleşmeye taraf olursa, ki Biz yukarıda belirttiğim Uluslar arası sözleşmeleri Anayasa’nın 90. Maddesine göre imzaladık ve onayladık. Anayasa’nın 90.maddesi çok açık bu şekilde imzalanan ve onaylanan uluslararası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunların anayasa ya aykırılığı dahi iddia edilemez. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temek hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi konusunda çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır. Yasama, yürütme ve Yargı organlarının bu hususta çocuğun üstün yararı, yasalardaki haklarında ve uygulama da çocuğun üstün yararı ve ayrımcılığın önlenmesi temel ilkesinin önemle göz önünde bulundurulmasının gerekliliğini vurgulanmasıdır. Bu ifadem.

ST: Avukat olmaya ve Çocuk Hakları ile ilgili birçok ulusal ve uluslararası çalışmaya imza atmaya nasıl karar verdiniz?

AT: Bu kararım çocukluk dönemimde yaşamım ve sonrası ile ilgili. Ben dede, nine, kuzenler, hala ve teyzelerin, amca ve dayılarımın olduğu kalabalık bir aile büyüdüm. Aile çok sık bir araya gelirdi. Kardeşlerim ve kuzenlerim hepimiz birbirine yakın yaş grubunda idik. Ailede her zaman çocuklar öncelikliydi. Bizim ailede büyüklere saygı çok önemliydi. Ama o ölçüde de haklarımız öğretilirdi. Saygı göstermek ve görmek yaşamınızda size bağlı. Derdi büyük halamız. Daima fikirlerimize önem verilirdi. Eve bir eşya veya mobilya alınacağı zaman bile anne-babım bizi de götürür beğenip beğenmediğimizi sorardı. Ama o zaman nasıl sağladıklarını bilmiyorum. Evde kurallar ve disiplin vardı. Herkesin en küçüğünden büyüğüne kadar bir görevi vardı. Ders çalışma zamanı ve saatleri vardı okuldan gelince. Hiçbirimize ders çalışın denmeden biz çalışmaya başlardık. Oyun hakkımızda bunu bilirdik ve buna benzer daha pek çok güzel bir çocukluk yaşamamıza neden olan durumlar. Ancak bizler biraz büyüyünce önce okulda fark ettim, daha sonra yaşamın pek çok alanında çocukların şiddete istismara uğradıklarını, istedikleri halde eğitimlerine devam edemediklerini, zorla çalıştırıldıklarını, hak ihlaline uğradıklarını.

Daha iler ki yıllarda çocukların aile ile ilişkilerinde anne-babanın VELAYET HAKKI değil VELAYET GÖREVİNİN olduğunu bunu iyi şekilde bu görevlerini yerine getirmekle yükümlü olduklarını bilmelerinin gerekliliği. Bu durumların etkisi, YETİŞKİNLERİN ÇOCUKLARA BİZİM GELECEĞİMİZ diye BAKMAMALARI, ASLINDA ONLARA GÜZEL BİR GELECEK SUNMAKLA YÜKÜMLÜ OLDUKLARI düşüncesi. En etkin desteği hukuk alanında çalışmakla sunabileceğimi düşündüm. Çocuklar arasında ayrımcılığın önlenmesi ilkesinin ihlali beni çok üzmekte.

ST: Çocuk İzlem Merkezlerinden bahseder misiniz? Burada nasıl bir süreç işliyor mağdur çocuklarımız için?

AT: Çocuk İzlem Merkezleri, uluslararası sözleşmelerin iç hukuka yansımasının bir sonucu. İstismar mağduru çocukların özel bir usul ve yöntemle dinlenmeleri. Ses ve görüntü alınmak sureti ile bir kereye mahsus olmak üzere uzman ve hukuki destek verecek avukatın bulunması zorunlu. Hem ceza muhakemesi kanununda böyle bir düzenleme yapıldı. Hem de ÇOCUK İZLEM MERKEZLERİ kuruldu.

Çocuk İzlem Merkezinde cinsel istismar mağduru çocuk, karakol veya izlem merkezine doğrudan başvuru halinde barodan bu alanda özel eğitim almış bir meslektaşımız görevlendiriliyor. Çocuk bu konuda özel eğitimli uzmanla görüşüyor. Avukatla görüşüyor.

Aynanın arkasında uzman ve çocuk, diğer tarafta avukat, savcı ve görevliler. Çocuk bizi görmüyor. Sorular kulaklıkla uzmana iletiliyor. Uzman çocuğun anlayacağı bir dilde yaşı ve gelişimi ile orantılı olarak çocuğa. Daima çocuğun beyanı savcı tarafından alınıyor. Zorunlu.

Çocukların beyanlarının alınmasında ,defalarca dinlenmelerinin önüne geçilmesi, travmanın önlenmesi çocuklar için çok iyi. Çocukların sağlık kontrolü merkezde yapılıyor. Gerekirse haklarında tedbir alınıyor. Aile içi cinsel istismar söz konusu ise tedbir alınıyor ve gene Çocuk İzlem merkezinde bir süre kalabiliyor.

Şu anda bildiğim kadar Türkiye’de 45 adet çocuk izlem merkezi var. Bunların dört tanesi İstanbul’da Büyükçekmece Kanuni Sultan Süleyman Eğitim Araştırma Hastanesi, Bakırköy Profesör Doktor Mazhar Osman Eğitim araştırma hastanesi Şişli Etfal Eğitim Araştırma Hastanesi ve Kadıköy yakasında Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi.

Bu durumda görüyoruz ki, Türkiye ‘deki tüm çocuklar en yakın mesafede ve anında ÇİM’ lerden faydalanamıyor. Tüm illerimizin sayısı ve büyük şehirlerde düşünüldüğün de İstanbul da mesela dört adet ÇİM var. Çocukların öncelikli ve üstün yararı ve ayrımcılığın önlenmesi ilkesi BÜTÜN İSTİSMAR MAĞDURU ÇOCUKLARIN ÇİMLERDE dinlenmesini gerektirir.

ST: Sizce koruyucu ve önleyici mekanizmalar nelerdir? Çocuk İstismarı bu şekilde nasıl önlenir?

AT: Çocuk Koruma Kanununda Koruyucu ve destekleyici tedbirler var. Korunma gereksinimi olan çocuklar için.

Bu tedbirler Danışma (hem çocuğa hem aileye çocuk gelişimi konusunda ve hakları konusunda uzman desteği) İkincisi Sağlık Tedbiri, üçüncüsü Bakım Tedbiri, Eğitim ve Barınma tedbiri. Bu tedbirler ihtiyacı olan çocuklar için en kapsamlı şekilde veriliyor ve uygulanıyor. Tedbirleri Çocuk Mahkemesi Hakimi veriyor. Savcılık talep ettiği gibi, çocuğun kendisi, annesi, babası, yakınları, komsu, aileden biri talep edebilir. Karakol, savcılık veya mahkemeden..

Diğer taraftan zaten adli ve idari makamların, polisin, eğitimcilerin ve öğretmenlerin, sivil toplum kuruluşlarının hem özel hukuk hem de ceza hukuk açısından bildirim yükümlülüklerinin olduğunu söylemiştik.

ST: Çocuklarımızın kendilerini koruması için daha bilinçli olmaları için ailelere topluma çocuklara önerileriniz neler olur?

AT: Çocuk Haklarının tanınması, bilinmesi, hak ihlallerinin izlenmesi, devlet ve ilgili kurum ve kuruluşlar açısından çocukları, eğitim kurumlarını ve aileyi hedef alan etkin eğitim programları. Ve bunun önemini anlayabilecekleri Çocuk hakları kültürünün benimsenmesi. Oluşturulması Eğitim. Eğitim. Her şekli ile, her yerde, tüm kesimlere yönelik.

ST: Çocuk haklarında temel ilke olan çocuğun öncelikli yararı, ayrımcılığın önlenmesi ve çocuğun katılım hakkı ve kendini ifade edebilmesi temel ilkeleri doğrultusunda oluşturulmuş bir çocuk politikası ve yaptırımlar var mı?

AT: Ben Başta Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere, diğer tüm sözleşmelerde yer alan çocuğun üstün yararı ve ayrımcılığın önlenmesi temel ilkesi ve diğer ilkelerin yasama, yürütme yargı organları ve toplumun pek çok kesiminde birlikte gözetildiğini düşünmüyorum. Bütünlüklü bir politika ve anlayış yok. Bu gün hala Çocuklar İcra İflas yasasına göre teslim ediliyor ebeveynlerine. Sorun varsa anında çocuk için çözüm üretilmeli. Kim bilir ne kadar çok çocuk bu arada olumsuz koşullarda ailelerine teslim edildi. Yaşamlarında silinmeyecek izler kaldı.

ST: Türk Ceza Kanunu’nda da, çocuklara yönelik cinsel istismar şiddet gibi durumlar da yaptırımlar sizce yeterli mi daha iyi hale getirilmesi için yapılması gerekenler neler?

AT: Bizler (ben) cezai yaptırımlar ne kadar çok olursa suç işlenmez anlayışı doğru değil. Ceza kanununda yaptırımlar ne kadar arttırılırsa arttırılsın, ÇOCUKLARIN İSTİSMARA UĞRAMADAN KORUNMASI, BUNUN İÇİN ÖNLEMLER ALINMASI GEREKLİ. Olay olduktan sonra failin cezalandırılmasına yönelik anlayış terkedilmiş bir anlayıştır. Çözüm değildir.

ST: Medya ve çocuk kavramları yan yana getirildiğinde nelere dikkat edilmeli?

AT: Medya Çocuğun Özel hayatının korunması ve masumiyet karinesine dikkat etmeli. Basın Kanununda da düzenleme var. Yazılı ve görsel medya 18 yaşını tamamlamamış çocukların bir suçun mağduru iseler veya suç işlemişlerse yazılı ve görsel haberlerinin yapılması yasaktır. Çocuk Adalet sisteminde gizlilik/kapalılık ilkesi hakimdir. Çocuğu deşifre eden ve damgalayıcı haberlerle de medya çocuklara ciddi zarar vermektedir. Yüzünü kareleme veya ismini baş harflerini yazıyıor ama sonra gitti okul, komşularla röportaj ve arkadaşları ve öğretmenleri ile yapılan görüşmeler yayınlanınca çocuğun kimliği ortaya çıkıyor. Anlaşılıyor.

Medyanın da çocuklarla yapılan yayınlarda gizlilik ilkesine uyarak, çocuğun üstün yararını gözetmesini talep ederim. Medyanın bilgilendirme ve toplumun haber alma hakkı arasındaki ince çizgidir Çocuğun üstün ve öncelikli yararı.

ST: Psikolojik ve fiziksel şiddet gören çocuklar ile ilgili onların mağduriyetlerini gidermek adına bireysel toplumsal olarak nasıl bir yol izlemeliyiz. Son olarak kadınım.com okurlarına neler söylemek istersiniz?

AT: Çocuklarınızı ve çevrenizdeki çocukları dinleyin, söylediklerine önem verin ve duyun. Çocuk hakları istismarının suç olduğunu unutmayalım. İstismarın önlenmesinde bildirim yükümlülüğünün büyük önem taşıdığını bilelim. Çocuk Hakları konusunda herkese eğitim, biz eğitim alalım. Aldığımız eğitimi, eğitime ulaşamayanlarla paylaşalım. Çocuklar için anında ve hemen yapabileceklerimiz önemli. Onlar çabuk büyüyor ve geç kalmış olabiliriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.